|
İslam dünyası neden bilim üretemiyor
Kategori: Kültür Sanat, İslamEklenme Tarihi: May 24th, 2010Ekleyen: YoRuMCuNasr, “BaÅŸarıları Batı bilim geleneÄŸinin baÅŸarısıdır.” dedi. Nasr’a göre Müslüman eÄŸitim müesseseleri Batı bilimini herhangi bir içselleÅŸtirme gayretine giriÅŸmeksizin kopyalamaya devam ettiÄŸi sürece Müslüman geleneÄŸi de tahrip edilmeye devam edecek. Yine de Profesör Nasr, büsbütün ümitsiz deÄŸil. İslam ülkelerinde yepyeni bir Müslüman entelektüeller ve bilim adamları kuÅŸağının yetiÅŸmekte olduÄŸunu gözlemleyen Nasr, “Bunlar Derrida, Heidegger, modern astrofizik veya benzer bir konuda yazarken bile Müslüman geleneÄŸi perspektifiyle yazmaya çalışıyorlar.” ÅŸeklinde konuÅŸuyor. Profesör Nasr, özellikle Türkiye ve İran’daki entelektüel üretkenlikten memnun. Bu arada Batı felsefesinin de bir çıkmaz sokaÄŸa girmiÅŸ olduÄŸunu söylüyor. Seyyid Hüseyin Nasr, Medeniyetler İttifakı çerçevesinde yapılan İstanbul konferanslarının üçüncüsünde konuÅŸmak üzere İstanbul’a gelmiÅŸti. Gelenekçi sınıfın önde gelen bir temsilcisi olan Nasr’a İslam geleneÄŸi, DoÄŸu ve Batı’da entelektüel üretkenlik ve bilgiyle bilginin üretildiÄŸi sosyo-kültürel ortam arasındaki iliÅŸki konularında sorular soruldu. İslam’ın Kalbi adlı eserinizin sunuÅŸ yazısında bütün çalışmalarınızı “geleneÄŸi korumak” için yazdığınızı söylüyorsunuz. Sizin için gelenek ne demek? Neden bu kadar önemli bu geleneÄŸin korunması? Gelenek kelimesi âdetler, huylar ve tarihsel aktarım gibi bir dizi anlamda kullanılır ama benim için gelenek, insanlığa vahiy yoluyla verilen kutsal kaynaklı bir gerçekliktir. Bu öğretinin, bu kutsal direktifin korunması ve uygulanmasıyla bizim geleneÄŸimiz ortaya çıkmıştır. Aynı ÅŸey Batı medeniyeti için de geçerlidir. Hıristiyan medeniyeti Hazreti İsa’nın geliÅŸiyle kurulmuÅŸtur. Bu geliÅŸ, Hıristiyan geleneÄŸinin baÅŸlangıcıdır. Bu gelenek bütün çeÅŸitleriyle kutsal Hıristiyan mimarisi, teolojisi, etiÄŸi ve farklı sosyal yapılarını ortaya çıkarmıştır. İslam’da ise Kur’an vahyi vardır. Bu da İslam geleneÄŸinin baÅŸlangıç noktasıdır ve bundan sanatıyla, sosyal yapısıyla, kanunlarıyla bütün bir İslam medeniyeti doÄŸmuÅŸtur. Bu geleneÄŸi korumak önemlidir; çünkü Allah’tan gelmektedir ve gerçek hakikat odur. Yani tarihselcilerin kutsal metinlerin kültürel baÄŸlamın ürünü olduÄŸu yönündeki tezlerini desteklemiyorsunuz… Biz o tezi tümden reddediyoruz. Allah mesajını gönderdiÄŸi insanların diliyle konuÅŸmuÅŸtur her zaman, ama vahyin sosyolojik açıklaması kabul edilemez. Böylesi bir fikir tamamen gelenek karşıtıdır. 14 asırdır bütün Müslümanlar Kur’an’ın Allah’tan geldiÄŸine ve İslam öncesi Arap toplumunun veya Mekke’nin bir ürünü olmadığına inanırlar. Peki vahyin Kur’an’ın Allah’tan Hazreti Peygamber’in kalp ve zihnine indiriliÅŸi ile bu indirilenin Hazreti Peygamber tarafından anlaşılış keyfiyeti arasında bir ayrım yapıyor musunuz? Bazıları bu ikincisinin tarihsel olduÄŸunu iddia ediyor. Hayır, Hazreti Peygamber, Allah tarafından seçilmiÅŸtir ve hatalara karşı korunmuÅŸtur. Cebrail de onu hatalardan alıkoymakla sorumluydu. Peygamber’in Kur’an’ı anlayış keyfiyeti, bizim Kur’an’ı doÄŸru anlamamızın garantisidir. İslam dünyasında eÄŸitim malzemesi anlamında Batı yazımına bağımlılık var. Siz geleneÄŸi korumaktan bahsediyorsunuz ama eÄŸer en önemli konularda bile yabancı bir geleneÄŸe bağımlı kalıyorsak bunu nasıl saÄŸlayacağız? EÄŸer böyle devam edersek saÄŸlayamayız. Açıkçası bu, zaten iki asırdır büyük oranda yok etmiÅŸ olduÄŸumuz medeniyetimizin tümden tahribiyle sonuçlanacaktır. EÄŸitim, çok ama çok anahtar bir konu. Batılılar İslam dünyasını sömürgeleÅŸtirmeye baÅŸladıklarında Akdeniz’de deniz kuvvetlerini kullandılar. Sonra Kuzey Afrika’da kara kuvvetlerini devreye soktular. Ama her ikisini de İslam dünyasını eÄŸitim yoluyla kontrol altına alma çabası takip etti. Tabii doÄŸa bilimlerinde Müslümanlardan çok daha iyi durumdaydılar ve Müslümanlar bu kontrolü kabullendiler. Kısa zamanda Batı eÄŸitim sistemi İslam dünyasında yaygınlaÅŸtı. Evet, Batı bilimlerini öğretmeliydik ama Batılı bir perspektifle deÄŸil. Kendi eÄŸitim sistemimizi yeni baÅŸtan inÅŸa etmeliydik. Bakın ilahiyat bilimleri bile çoÄŸu yerde Batı’nın zayıf yöntemlerini takip ediyor. Zayıf yöntemler diyorum, zira Batılı teoloji varlığını devam ettiremeyecek kadar zayıf bir teolojidir. Üniversite ne kadar evrensel bir kavram? İslami bir üniversiteden bahsedebilir miyiz mesela? Her türlü bilgi ile o bilginin bilgi olarak kabul edildiÄŸi dünya görüşü arasında her zaman bir iliÅŸki olmuÅŸtur. Bu konu şüphe götürmez. Modern dönem öncesi bütün medeniyetlerde dünya görüşü din tarafından ÅŸekillendirilmiÅŸti. Bu, bütün medeniyetler için, Hint, Çin ve İslam medeniyetleri için doÄŸrudur. Batı etkisi dünyada yayılıp durduÄŸundan kendisini dinden bağımsız olarak gören Batılı dünya görüşü de yayıldı. Ama orijininde Hıristiyan dünya görüşünden bağımsız deÄŸildi Batı medeniyeti. 17. yüzyılda icat edilen seküler paradigma da hakikatin doÄŸası hakkındaki görüşleri açısından aslında bir yalancı dindi. MuÄŸlak bilgi yoktur. Bilgi her zaman bir dünya görüşü çerçevesinde, hakikatin doÄŸasına hususi bir bakış çerçevesinde var olur. “İslami bir üniversite olabilir mi?” demiÅŸtik. Böyle bir üniversite var mı yeryüzünde? 1970′te Mekke’de ilk Dünya İslam Kongresi düzenlendiÄŸinde bu gündeme gelmiÅŸ ve bunu takiben Malezya, Nijerya, Pakistan ve diÄŸer bazı yerlerde İslam üniversiteleri açılmıştı. Bunlara İslam üniversitesi deniyor ama gerçekte İslami deÄŸiller. Evet ÅŸeriat, Arapça ve İslam tarihi gibi konuları öğretiyorlar ama diÄŸer bilim alanları öğretime entegre edilmiÅŸ deÄŸil. BaÅŸka yerlerde eski medreselerin modernizasyonu yoluna gidildi. ÖrneÄŸin Ezher Üniversitesi. Buralarda da üniversite İslami olabiliyor ama mesela tıp fakültesi olmuyor. Tıp fakültesinde İslam tıbbı öğretilmiyor. Mimari fakültesinde Müslüman mimarlar yetiÅŸmiyor. Bunlar Batı mimarisini Müslüman bir isimle kopyalıyorlar. Mimarın ismi John yerine Ahmed oluyor. Ama yine de bir İslami üniversite mümkündür. Bunun için gerekli olan İslami, felsefi dünya görüşü nasıl diriltilecek? Bütün önemli entelektüel dönüşümlerin çoÄŸunluk deÄŸil azınlık tarafından baÅŸlatıldığına inanıyorum. Modern bilimsel dünya görüşü ortaya çıktığında, yani Galile döneminde, Avrupa’da onu anlayan ve kabul eden insan sayısı 20′den fazla deÄŸildi. DediÄŸim gibi, dönüşüm her zaman azınlık tarafından gerçekleÅŸtirilir. İslam dünyasında bu deÄŸiÅŸimi sırtlanabilecek entelektüeller yetiÅŸiyor mu? Kesinlikle! Elli yıl önce İslam dünyasında sadece iki tip entelektüel bulunurdu. Birincisi geleneksel ulema, yani Arapça, kelam ve İslam fıkhı konularının büyük alimleriydi. İkincisi ise tamamen BatılılaÅŸmış entelektüellerdi ama Allah, Batı bilimsel düşüncesinde yoktur. Ama elli yıl sonra bugün Türkiye, Malezya, Endonezya, İran ve Pakistan gibi ülkelerde genç entelektüeller ortaya çıktı. Bunlar Derrida veya Heidegger hakkında yazarken bile İslam geleneÄŸi perspektifinden konuÅŸmaya çalışıyorlar. Bu, çok çok iyi bir iÅŸaret. Elli yıl önce bu yoktu. Bu açıdan gelecek hakkında çok ümitliyim. Bütün hayatımı bu kuÅŸağın yetiÅŸmesine adadım ve inÅŸallah bir ÅŸeyler olacak. Ama İslam dünyasında hâlâ daha bir entelektüel kısırlık var. Öyle deÄŸil mi? Ben böyle görmüyorum meseleyi. İşte İran’da önde gelen bazı bilim adamları fizik ve nükleer bilim alanında bir sürü ÅŸeyler baÅŸardılar. İslam’ın Batı bilimine çok da büyük bir katkı saÄŸlayamamış olmasının sebebi kültüreldir. Bilimsel bir problem deÄŸil yani. Biz özgüvenimizi, kendi kendimize güvenimizi kaybettik ve sadece Batı’yı kopya etmeye çalıştık. Mükemmel Türk veya Arap kalp cerrahları var Amerika’da. Ama bu baÅŸarıları kendi medeniyetine mal etme ayrı bir ÅŸeydir. Bu da özgüven yokluÄŸundan dolayı olmadı. Batı’nın durumu nasıl? Felsefeciler noktasından bakıldığında Batı da bir tür felç geçiriyor gibi… Batı bugün çok ama çok ciddi bir entelektüel kriz geçiriyor. İnsanların bunun farkında olmamasının sebebi, teknolojinin ve Batı askerî kudretinin gücü. Tam da Roma İmparatorluÄŸu’nun son dönemlerini andırıyor. O zaman da Roma lejyonlarları Libya’yı kontrolleri altında tutabildiÄŸi müddetçe yanlış giden bir ÅŸey yokmuÅŸ gibi görülüyordu. Åžimdi çok benzer bir durum yaÅŸanıyor. Batı felsefesi artık bir çıkmaz sokakta. Heidegger bile, “Batı felsefesi benimle bitmiÅŸtir.” demiÅŸti. Bir felsefi kriz var ve onun da yol açtığı dinî bir kriz var. Bunların da dışında bir çevre krizi var ki Batı yaÅŸam tarzını, dünya görüşünü deÄŸiÅŸtirmediÄŸi müddetçe çözülemeyecek bir kriz bu. Bunu da yapmaya hazır deÄŸiller. Sürekli kozmetik çözümler üretiyorlar. Meksika Körfezi’nde yaÅŸananlara bakın. Bu, insanlık tarihinin büyük bir trajedisi. Ama kimse bu konuda konuÅŸmak istemiyor. Evet, Batı büyük bir kriz yaşıyor ve bu aÅŸamada Batı’yı körü körüne taklit etmeye çalışmak bir intihar olur. Peki Batı bu duruma nasıl geldi? Kur’anî terminolojiyi kullanmak gerekirse Batı’nın toplumsal liderleri ahiretlerini dünyalarına feda ettiler de ondan oldu bu. Büyük Alman ÅŸair Goethe, Faust’unda bu durumdan bahseder. Faust, güç ve teknolojiye sahip olmak için ÅŸeytanla anlaşır ve ruhunu ÅŸeytana satar. Aynen onun gibi maddi kazanımlar ve insanın dünyevi refahı için her ÅŸey feda edildi. Ama insanın manevi ihtiyaçları da vardır. Batı demokrasisi için de mana buudu eksik deniyor. Demokrasiyi manevi ihtiyaçlarımızı da karşılayabilecek bir ÅŸekilde geliÅŸtirmek mümkün mü peki? Öncelikle demokrasi bir metot, bir deÄŸerler sistemi deÄŸil. Daha fazla insanın katılımını saÄŸlamaya çalışan bir yönetim metodu. Ama bakın Osmanlı dünyasına. İstanbul’da çok güçlü sultanlar bulunuyordu ve pek çok insan Osmanlı’da demokrasi olmadığını iddia etmiÅŸtir. Ama köylerde muhtarları kim seçiyordu? Bunlar bütün Anadolu’yu yönetiyorlardı. Topkapı Sarayı’ndaki sultan atamıyordu bunları. Yerel halk seçiyordu. Yani o zamanlarda İslam toplumunda ciddi bir iç demokrasi vardı. Buna bakarak daha makro düzeyde bir İslami demokrasi modeli geliÅŸtirebiliriz ve bunu yaparken manevi deÄŸerlerimizi de kurban etmemiz gerekmez. Ama Müslümanların bunun üzerinde çalışması lazım ve kabul etmeliyiz ki politika alanındaki durumumuz içler acısı. Son 200 yılda İslam dünyasında idari güç sürekli olarak arttı, azalmadı. Basamak basamak çoÄŸaldı. Sonuç olarak bütün müesseselerimiz yıkıldı. Åžimdi dönüp Batı geleneÄŸi ile bina edilmiÅŸ modelleri kullanmaya çalışıyoruz. Bunlar da her zaman iÅŸe yaramıyorlar; çünkü farklı bir medeniyetin ürettiÄŸi kurumlar bunlar. Bizim ihtiyacımız olan sadece uyarlama deÄŸil, aynı zamanda orijinalite. Demokrasi Batı’da da ideal bir durumda deÄŸil. Batı’da para bireyden çok daha güçlü. Bunu Amerika’da görüyoruz. EÄŸer milyoner deÄŸilseniz partinin adayı olmak için baÅŸvuruda bile bulunamazsınız. Son bir soru: Orijinal ve yenilikçi fikirlerin yeÅŸermesi için özgürlük ortamının olması gerektiÄŸi söylenir. Türkiye’deki özgürlük ve demokrasi ortamını bu anlamda nasıl deÄŸerlendiriyorsunuz? Öncelikle ÅŸu “yenilikçi fikirler” meselesine deÄŸinmek isterim. “DoÄŸru” kelimesine ne oldu? Bu konuda doÄŸruluk nerede? Her yenilikçi fikir iyi fikir deÄŸildir. Siyaseten Karl Marx’ın gayet de yenilikçi olan fikirlerinin aynı zamanda iyi olduklarını söyleyemeyiz. Marx’ın ölümünden sonraki bir yüzyıl boyunca on binlerce insanın ölümüne sebep oldu bu fikirler. Yani asıl kriter doÄŸruluk olmalı. Her toplumda fikirlerin test edildikleri ve sadece doÄŸru fikirlerin hayatta kalabildiÄŸi bir ambiyans olmalıdır. Altın çağında İslam medeniyeti böyle bir ambiyans oluÅŸturabilmiÅŸti. Aksi olsaydı o muhteÅŸem filozofları yetiÅŸtiremezdi. İnsanlar birbirleriyle Allah’ın birliÄŸi dışında her konuda tartışabiliyorlardı. Tevhid her ÅŸeyin üstünde bir ÅŸemsiye gibiydi. Onun içinde net bir tartışma özgürlüğü vardı. Ama bunu kaybettik artık. Son asırda modernizmin yükseliÅŸiyle birlikte daha da kısıtlayıcı bir durum ortaya çıktı. Özgürlük adına o İslami ambiyans atmosferi tümden yıkıldı. İnsanlar özgürdüler ama sadece Batılı fikirleri ifade etmekte özgürdüler. Yoksa hapse atılıyorlardı. Bugün Türkiye’deki atmosfer oldukça iyi durumda. İdeal olduÄŸunu söyleyemem ama eÄŸer entelektüel üretkenlik alanında iki ülke sayacaksak bunlar Türkiye ve İran’dır. Bütün bilimsel geliÅŸmelerin kalbi olan saf felsefe diÄŸer İslam ülkelerinden daha fazla bu iki ülkede üretiliyor. Ben Türkiye ve İran’ın entelektüel konulara ciddi olarak eÄŸilen kitapları en fazla basan iki ülke olduÄŸunu düşünüyorum. | |
Tagnetic Poetry by Roy Tanck and Merel Zwart requires Flash Player 9 or better.
| Footer alt sol taraf | Copyright @ 20010 Tüm hakları saklıdır. |
sohbet
|